Hastane English Ana Sayfa İletişim ÜBYS ÖBS ePosta Portal Personel Öğrenci Görevli X
Fakülteler Enstitüler Meslek Yüksekokulları Yüksekokul / Konservatuvar Araştırma Merkezleri Kütüphane
Üniversitemiz Yönetim Birimler Öğrenciler Bağlantılar Açıköğretim Kütüphane

Türk - Ermeni İlişkileri Araştırma Merkezi

Basın Bildirisi

ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİ ARAŞTIRMA MERKEZ MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN 24 NİSAN 2010 TARİHLİ BASIN BİLDİRİSİDİR

                                                                                                                         Doç. Dr. Erol KÜRKÇÜOĞLU
                                                                                                                                       Türk-Ermeni İlişkileri
                                                                                                                             Araştırma Merkez Müdürü

Bundan 95 yıl önce, 24 Nisan 1915’de Ruslarla işbirliği yapan Taşnak Ermeni çeteleri, Van’ın onbine yakın Müslüman-Türk ahalisini kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmadan katletmişlerdir. Müslüman-Türk katliamı 1 Nisan-15 Nisan 1915 tarihleri arasında cereyan etmiş, Zeve bölgesinde savaşla uzak-yakın ilgileri olmayan, masum sivil ahali Taşnak çeteleri tarafından alçakça şehit edilmişlerdir. Atatürk Üniversitesi Türk-Ermeni İlişkileri Araştırma Merkez Müdürlüğü olarak bundan 95 yıl önce kaybettiğimiz şehitlerimizi her 24 Nisan’da “Van-Zeve Şehitlerini Anma Günü” olarak kabul ederek, Alaca Şehitliği’nden başta Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan ve Ermenistan devlet adamlarına, Ermeni Diasporasına, Ermenileri kendi çıkarları doğrultusunda kullanan batılı devletlere seslenerek diyoruz ki, 24 Nisan 1915 tarihi kesinlikle “Sevk ve İskân Kanunu”(Tehcir) nun çıkarıldığı bir tarih değildir. 1-15 Nisan’da Van’da on bine yakın Müslüman-Türk ahalinin Ermeni çeteleri tarafından katledilmesi üzerine Osmanlı Hükümeti aldığı idari bir tedbirle; Taşnak, Hınçak, Ramgavar, Veragöz gibi Ermeni cemiyetlerini, kapatmış ve terör faaliyetlerinde bulunan cemiyet üyelerini ve yöneticilerini tutuklamıştır. Bu idari tedbir de yeterli olmayınca 27 Mayıs 1915’de “Sevk ve İskân Kanunu”nu çıkarmak zorunda kalmıştır. Sevk ve İskân Kanunu kesinlikle bir soykırım kanunu değildir. 27 Mayıs 1915 tarihli bu kanun, Müslüman-Türk ahaliye yönelik katliam yapan Ermeni Cemiyetlerini kapsamakta idi. I. Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi’nde Ruslarla savaşmak zorunda kalan Türk ordusu, cephe gerisinde de, Ermeni çeteleri ile savaşmak zorunda kalmıştır. Osmanlı Hükümeti Müslüman-Türk ahaliyi Ermeni çetelerine karşı koruyabilmenin tek çözümünü Ermeni Taşnak ve Hınçak çetelerini, o dönemde Osmanlı sınırları içinde bulunan Suriye’ye toplu olarak iskân ettirmekle bulmuştur. Osmanlı Devleti’nin bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne yönelik iç ve dış tehdidi ortadan kaldırmak için başvurduğu haklılığı tartışılmaz ve üstelik o günün koşulları içinde uygar olarak nitelenebilecek bir uygulama, ne yazık ki 95 yıldan beri “soykırım” olarak takdim edilmektedir. Batılı devletlerin arşivleri, Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde ve yerli yabancı hiçbir kaynakta,  başta Talat Paşa, Enver Paşa ve Cemal Paşalar olmak üzere hiçbir Osmanlı Devlet adamının kendi eliyle imzaladıkları ve Ermenilere yönelik soykırımı emreden belge ve bilgi yoktur.
 

Biz Türk tarihçilerini üzen diğer bir tarihi gerçek ise, başta Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan olmak üzere Ermenistan Devlet adamlarının dünyayı aldatarak ve tarihi tahrif ederek Osmanlı Devleti tarafından çıkarılan “Sevk ve İskân Kanunu”nu dünya gündemine taşımalarıdır. Her yıl 24 Nisan’da “Soykırım Sendromu” yaşamaya alıştık. Aynı film, aynı senaryo her yıl tekrarlanır durur. Avrupa’da ve ABD’de bir “Soykırım Endüstrisi” kurulmuştur. 95 yıllık tarihi bir olayın siyasi bir organ olan Parlamentolarda ve onların alt komisyonlarında kabul edilmesi sözde ilim, mantık ve akıl üzerine gelişmiş batı medeniyetini gülünç hatta ilkel bir hale getirmiştir.
 

Ermeni Sorunu, tarih boyu Ermenilerin sorunu olmaktan çok, onları kendi çıkarları noktasında kullanan Rusya’nın, İngiltere’nin, Fransa’nın, ABD’nin, İsveç’in, Almanya’nın, İsviçre’nin sorunu olmuştur. Yukarıda isimlerini zikrettiğimiz devletlere hizmet eden Ermeni Diasporası, bu güne kadar beslendiği, nemalandığı devletlerin çıkarlarına hizmet etmişlerdir. Amaçları kesinlikle Ermenistan’ın fakir halkına yardım etmek, Ermenistan’ın kalkınmasını desteklemek olmamıştır.
 

1965 yılından 2010 yılına kadar sözde Ermeni soykırımı iddialarını 19 ülke parlamentosu tarafından tanınmasını Türk Milleti esef ve üzüntü ile karşılamıştır. Batılı devletler kendi sömürgelerine, dominyonlarına yönelik katliamları karşısında “tarih yazmak parlamentoların işi değildir” diyen batılı politikacılar söz konusu Türkiye olunca tarih yazmaya kalkmaları bilimsellikten uzak, utanç verici ve akıldışı bir iki yüzlülüktür. Batılı parlamentolar, sözde insan haklarına saygılı ülkeler maalesef tarihten düşmanlık çıkartmak isteyen Ermenilere alet olmaktadırlar.
Hiçbir ülke parlamentosunun Türkiye aleyhine “tarihi çarpıtmak” ya da “tarihçilik yapmak” gibi bir yetkisi yoktur. Dünyanın hiçbir parlamentosu tarih adına hüküm veremez, kanun teklifi kabul edemez. Tarih adına parlamentolara böyle bir yetki verilirse, uluslararası anlaşmazlıklar çözülemez. Dünya huzura, mutluluğa ve barışa kavuşamaz.
21. yüzyıl, bilimin hâkim olduğu bir yüzyıl olduğuna göre, bilim çağında tarih adına gerçekleri ortaya koymada, bilimin kabul edeceği belgelere ihtiyaç vardır. Yanlış, suni bilgi ve belgeler üzerinde inşa edilen dış politikalar, tarihte her zaman yok olmaya, iflas etmeye mahkûmdur.
 

Ermeniler hakkında araştırma yapan Rusların ünlü tarihçilerinden V. Z. Veliçko diyor ki: “Ermeniler tarihte her zaman kendilerine bir efendi bulmuşlardır. Roma, İran, Bizans, İngiliz, Rus, Fransız, Alman ve Türk… Fakat efendilerini sürekli olarak değiştirmişler ve satmışlardır. “Veliçko’ya göre Ermeniler tarihte batılı emperyalist devletlerin Kafkasya’da kendi siyasi, askeri ve iktisadi çıkarları için kullandıkları bir “Taşeron devlet” tir. Bu taşeronluk kimliğini Ermeniler dün de kullanıyorlardı. Bugün de kullanmaya devam ediyorlar.
Veliçko bir bilim adamı olarak Ermenilerin Kafkasya’da oynadıkları siyasi rolünün, işgalci ve yayılmacı devlet misyonunun bölge barışı için en önemli tehdit olduğuna işaret etmektedir. Kafkasya’da Ermenilerin kin ve nefrete dayalı bir politika sürdürmeleri karşısında halen bazı ülke parlamentolarında sözde soykırım iddialarını kabul eden kanun tasarılarının kabul edilmesini akıl ve mantıkla izah etmek mümkün değildir.
 

Ermenistan Kafkasya’da bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmek istiyorsa Türkiye ve komşuları ile iyi münasebetler kurmasına bağlıdır. Ancak Ermenistan Rusya ve Batılı devletlerin bölgedeki taşeronluk görevini terk ederek, sözde soykırım iddialarından vazgeçerse, Türkiye’ye karşı yayılmacı emellerinden kurtulursa ve uluslararası anlaşmaları kabul ederse, işgal ettiği Azerbaycan topraklarını tahliye ederse, o anda Kafkasya’daki çatışmalar sona erer, bölgeye istikrar, huzur ve barış gelir.
 

Başta Amerikan Temsilciler Meclisi başkanı Nancy Pelosi olmak üzere sözde soykırım iddialarını destekleyen çeşitli ülke parlamenterlerine şu tarihi gerçeği hatırlatmak istiyoruz: Türkiye, Balkanlar, Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Kafkasya’nın güvenlik ve istikrarı açısından büyük önem arz eden bir ülkedir. Türkiye bölgenin barış ve istikrar teminatını sağlayan bir konuma da sahiptir. Dünya artık bu tarihi gerçeği idrak etmeli ve anlamalıdır. Dünya artık kin ve nefrete dayalı politikalardan süratle vazgeçmelidir.