Hastane English Ana Sayfa İletişim ÜBYS ÖBS ePosta Portal Personel Öğrenci Görevli X
Fakülteler Enstitüler Meslek Yüksekokulları Yüksekokul / Konservatuvar Araştırma Merkezleri Kütüphane
Üniversitemiz Yönetim Birimler Öğrenciler Bağlantılar Açıköğretim Kütüphane

Türk - Ermeni İlişkileri Araştırma Merkezi

Soykırım Nedir?

      ‘Sevk ve İskân Kanunu’ ve uygulaması başta Diaspora Ermenileri olmak üzere Ermeni çevreleri ve birtakım emperyalist devletlerce sözde "Ermeni katliamı ve soykırımı" olarak adlandırılmış ve Osmanlılara karşı büyük bir propaganda kampanyası başlatılmıştır.
       Oysa soykırım; “ırk, milliyet, etnik ve din farklılıkları nedeniyle insan gruplarının yok edilmesi”dir. Bu suç, direkt olarak bir hükümet tarafından veya hükümetin denetimi ve müsaadesi ile işlenebilir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, dünyada soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmak için 1948`de "Soykırım Sözleşmesi”ni kabul etmiş ve Türkiye de bu sözleşmeye 1950 yılında taraf olmuştur.
       Soykırım denildiği zaman Nazilerin, Yahudilere, Fransızların Cezayirlilere, Amerikalıların Kızılderililere ve Komünist Çin’in Doğu Türkistan Türklerine karşı giriştikleri kitlesel kıyım akla gelir. Örneğin Nazi Almanyası tarafından bizzat hükümet eliyle 1939-1945 yılları arasında 5-6 milyon Yahudi, 3 milyondan fazla Sovyet savaş tutsağı, birer milyondan fazla Polonya ve Yugoslavya sivil halkı, 200.000 civarında Çingene ve 70.000 özürlü insanın canına kıyılmıştır. İşte soykırım budur. Bunlara ilave olarak, Birleşmiş Milletlerin önleyici yönde sözleşmesi olmasına rağmen, modern çağda da sayısız soykırım olayı görülmüştür.
       Örneğin, bizzat olayın kahramanı 2 emekli Fransız generalin Le Monde’da yayınlanan itiraflarına göre; Fransızlar 1954-1962 yılları arasında Cezayir’de en az 1 milyon Cezayirliyi katletmiş, 1965-1966 yıllarında Endonezya ordusu bir milyon komünisti ve ailelerini öldürmüş, 1975-1979 yılları arasında Kamboçya`da Kızıl Kmerler 1.7 milyon Kamboçyalı`yı katletmiş, 1994`de Ruanda`da 500.000 Tutsi, Hutular tarafından öldürülmüş ve nihayet 1991`den sonra Bosna-Hersek ile Kosova`da binlerce Müslüman Sırp vahşetine maruz kalmıştır. İşte sürekli olarak Türkiye’nin önüne bir dış politika tehdidi olarak konulmaya çalışılan soykırım kelimesinden gerçekte anlaşılması gereken budur ve Soykırım suçu, gerçek anlamda bu olaylarda işlenmiştir. Ermeni iddialarının ve yalanlarının aksine, 1915 yılında Doğu Anadolu bölgesindeki Ermenilerin daha güvenli topraklara göç ettirilmesi uygulaması, Ermenilerin ve cephelerin güvenliğini sağlamaya yönelik bir tedbir alma faaliyetidir ve 1948 yılında Birleşmiş Milletler’in de kabul ettiği soykırım tanımı ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur. Ermenilerin Doğu Anadolu`da savaş ve göç sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. Ancak bu kayıplar, Doğu Anadolu`da yaşanan savaş ve isyanlar nedeniyle asayişin sağlıklı olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç yetersizliği, eşkıya saldırıları, ağır iklim koşulları ile tifüs gibi salgın hastalıklar nedeniyle meydana gelmiştir. Hiçbir şekilde kasıtlı ve planlı bir katliam söz konusu değildir.
       Aslında Ermeniler, geçmişte hâkimiyeti altında yaşadıkları devletlere ihanetlerinden dolayı birçok kez buna benzer göç hareketlerine tabi tutulmuşlardır. Sasaniler 379`larda 70.000 Ermeni’yi İran`a, Bizanslılar 651 yılında çok sayıda Ermeniyi, Kayseri, Adana ve Çukurova bölgelerine, yine Bizanslılar 1025`lerde Doğu Anadolu`daki 40.000 Ermeni`yi Sivas ve Kayseri`ye, Memluklar 1250`lerde 10.000 kadar Ermeni`yi Mısır`a, 1743`de İranlılar, 24.000 Ermeni`yi İran içlerine ve 1777`de Kırım`ı işgal eden Ruslar, bölgedeki binlerce Ermeni`yi steplere sürmüştür.
       Tarih boyunca sayısız göç ve sürgün olayına maruz kalan Ermeniler, bunların hiç birini gündeme getirmeden, sadece 1915`te Osmanlı devleti tarafından son derece haklı gerekçelerle yer değiştirmeye tabi tutulmalarını sözde soykırım adı ile sorun haline getirmeye çalışmaktadırlar. Bu tavır, maksatlı ve Türkiye`nin bütünlüğünü bozmaya yönelik politikaların bir ürünüdür. Bazı ülkelerin, Afrika ve Balkanlarda yaşanmakta olan gerçek anlamdaki soykırım hareketlerine seyirci kalarak, sözde Ermeni soykırımı iddialarına ve yalanlarına destek vermeleri de bunun en açık göstergesidir.