Hastane English Ana Sayfa İletişim ÜBYS ÖBS ePosta Portal Personel Öğrenci Görevli X
Fakülteler Enstitüler Meslek Yüksekokulları Yüksekokul / Konservatuvar Araştırma Merkezleri Kütüphane
Üniversitemiz Yönetim Birimler Öğrenciler Bağlantılar Açıköğretim Kütüphane

İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitimi Bölümü

Prof. Dr. Hasan ONAT



Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliğinin düzenlemiş olduğu geleneksel Cuma konferanslarına bir yenisi eklendi.13.05.2011 tarihinde gerçekleşen konferansa, Ankara üniversitesi ilahiyat fakültesi değerli hocamız Prof. Dr. Hasan ONAT katıldı. Konferansın açılışını yapan bölüm başkanı Nurullah ALTAŞ’ın ardından kürsüye gelen ONAT, bilimde metodun önemini anlatarak konuşmasına başladı.
Metot olmadan yapılan bilim üzerinde çok kolay ve sınırsız konuşulacağını söyleyen ONAT” Bu zamana kadar bilgi ve bilim hiç örtüşmemiştir” dedi. Arının çiçek tozlarını bala dönüştürmesinin bir metot olduğunu, bal içinde çiçek tozu olması gerektiğini örnek verirken ”Her türlü malumattan da bilgi üretilmez. Dikkat etmeliyiz. Bol bol okumalıyız. Ama her bulduğunu doğru zannedip okuyan, çöplük gibi bir beyne sahip olur. Önemli olan doğruyu bulup, diğerlerinden ayırt etmektir” diyerek uyarıda bulundu.
Aklın önemine de değinen ONAT, Yunus suresi 100. Ayeti örnek vererek şöyle dedi ” Temel sorun aklı kullanmamaktır. Aklını kullanmayanlar pislik içinde kalır. Düşünmeliyiz! Her taklit bir gerçeği götürür. Müslümanın zihninde peygamber ve sahabe anlayışı bundan dolayı sakattır.”
Son olarak bilginin kriterlerinden bahseden ONAT, seyircilerden gelen soruları yanıtladı. Konferansın sonunda teşekkür ederek öğrenciler tarafından takdim edilen çiçeği kabul etti.




 KATILIMCILARIN İZLENİMLERİ

İlknur YOLCU DKAB-1A
İslam metodolojisi aklı kullanma, doğal düşünme, kavramlarla öğrenme olmalıdır. Dinimiz bizden daima doğru bilgi istemiştir. Malumat bilgi değildir. Önemli olan bilgiyi işlemektir. Kuran’la bilim asla çelişmez. Bilgi imandan önce gelir. Çünkü neye iman ettiğimizi bilmeden tamamen iman etmiş olmayız yani taklit etmiş oluruz ki her taklitte bir gerçeği öldürür. Tarih- geçmiş farklıdır. Tarih; geçmiş ve geleceğin inşasıdır. Hz peygamber bugün yaşasaydı Rab’imin istediği ve Kuran’da belirttiği gibi olurdu.

Tayfun UZUNLAR TARİH-3
Programınız gayet güzel geçti. Bazı yanlış bilgilerin gerçekte öyle olmadığını öğrendim. Peygamberimiz bugün yaşasaydı karakter olarak yine aynı olurdu. Ancak İslamı yayma acısından daha olumlu gelişmeler olurdu. Çünkü kitle iletişim araçlarını gelişmesi önemlidir.

İhsan ALBAYRAK TÜRKÇE-1B
Bölümünüzün etkinliklerini ilgiyle takip ediyorum ve üniversiteye yakışır etkinlikler yaptığınız görüşündeyim. Etkinliklerinizin fakültedeki öğrencilere yaralı olmasını dilerim.

Hakan YILMAZ HUKUK-2
Program ufuk genişletici ve bilgi artırıcıydı. Bunun sebebi konu kadar hocamızın konuya hakimiyeti ve sanırım deneyimlerinden gelen hatiplik yeteneğiydi. Peygamberimiz eğer bu dönemde normal bir insan gibi yaşasaydı öncelikle Kuran’ın insana çizdiği örnek ahlakı öğrenir ve peygamber sünnetleriyle destekleyerek hayatında uygulardı. Ama bu devirde peygamber olarak gelseydi davranışlarında hiçbir değişiklik olmaz sadece çağa uygun olurdu.

 Konferans sonrası bölüm hocalarımızdan Mustafa Macit ile Röportaj yaptık:


- Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Bölümünün yaptığı konferanslarını bölüm öğrencilerinin bilgilendirilmesi açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Konferansların düzenlenme amacı öğrencileri için faydalı olmasıdır. Şu ana kadar yapılan konferansların da faydalı olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce öğrencinin farklı bilim dallarından Türkiye de ki meşhur insanları tanıması, kitaplarını okuduğu insanları direk olarak dinlemesi bilim açısından önemlidir. Tabi bunun faydalı olup olmadığını dersin sonunda göreceğiz. Bir konferans en az üç-beş farklı kitaptan hazırlanmıştır. Bu konferansları iyi dinleyen öğrenci üç-beş farklı kitabı okumuş kadar bilgi elde edinecektir.
-Müslümanlar temellendirilmiş bilgiye mi inanırlar yoksa algıladıkları bilgiye mi inanırlar?. Sizce hangisine inanılmalıdır?
Her şeyden önce bilim kavram olarak batının kullandığı bir terimdir. Özellikle aydınlanma felsefesiyle birlikte akılcılığa vurgunun artması bilimsel araştırmalarda belli teori ve paradigmaların ön plana çıkmasını sağlamıştır. Doğa bilimlerinde meydana gelen gelişmelerle birlikte doğa bilimlerinin temel hedefinin dünyaya, eşyada ve olayların arkasındaki genel yasalara ulaşmak olduğu şeklindeki bir yargının ortaya çıkması bize bu yasaları her yerde genel geçer objektif bilgiye nasıl ulaşabiliriz diye önemli bir soruyla baş başa bırakıyor. Bu sorunun cevabı olarak bilimde metodlar veya metodolojik unsurlar öne çıkmıştır. İnsanlar sınırlı olduğu şeylere ; tarihle, toplumla, kültürle, biyolojik özellikleriyle, eksiklikleriyle sınırlı olduğu düşüncesinden hareketle aslında insanın elde etmiş olduğu bilgi veya var olan bilginin bu sınırlandırılmalarının ötesinde biraz daha genel geçer,objektif bir çerçeveye oturtulması şeklinde bir problem ortaya çıkmıştır.
Sosyal bilimlerde, din bilimlerinde veya dinle ilgili beşeri bilimlerde, objektif bilgi elde edilmez veya nesnellikten vazgeçilmesi gerektiği söylenemez. Bizim bilgi alanımız olan konu ve alanlarda genel-geçer; bilim teriminden hareketle kuralların, paradigmaların kullanılması biraz zordur; bu batıda çıkmış bir tartışmadır. Bugün İslam dünyasında hakim olan düşünce batıdaki bilimden farklıdır. Batıdaki bilim sistemli ve metodik bir şekilde üretilmiş bilgidir. Ama bizdeki ilim, hem bilgiyi hem bu manada bilimi karşılar. Dolayısıyla geleneksel bilim ve bilgi anlayışı itibariyle batıdan farklıdır. Evet Müslümanlar hem bilgiyi hem genel metodolojik perspektiften üretilmiş bilgiyi ikisini de değerli görmüştür.
Bundan sonraki süreçte ne yapmalıyız? Bilimin hakim olduğu bir dünyada bizde ister istemez, çevreden aldığımız alelade bilgilerle hareket etmek yerine daha çok belli kriter ve bakış açısıyla metodik şekilde üretilmiş bilgiye değer vermeliyiz. Batıda bilimsel bilgiye ve kanıtlanmış bilimsel bilgiye değer verilirken İslam dünyasında böyle bir şey söz konusu değildir. Bu tamamen yanlıştır. Bizde bilginin ve aklın değersizliği İslam dünyada yaşanan gerilemeden sonra ortaya çıkmıştır. İslam medeniyetinin yükselme döneminde; medeniyetimiz bilgiye ve bilime oldukça önem verdiği, daha çok kanıtlanmış bilgiye kanıtlanmış bilgi ve olgudan hareket etmektir. Bizim dünyamızda olgudan hareketin işin temeline konulduğunu ve buradan hareketle bilginin ortaya çıktığını görebiliriz.
Bugün yapabileceğimiz kendimize has, hem batının bilim anlayışı, hem de bizdeki bilim anlayışının içeriğini bir şekilde merc edecek ortak bilgi ve bilim anlayışı elde etmektir. Bunun geçmişten malzemesine hem de bunu yapacak insan gücüne sahibiz. Dolayısıyla bilim alanında İslam dünyasını çok geride görmek tartışmalıdır. Bilim nerede olursa değerlerle iç içedir. İnsani ve kültürel bir üretim olduğu için değerlerden bağımsız değildir. Bilimin değerlerle ilgili yönünden hareketle şunu söyleyebiliriz. İslam dünyasının değer yapısına uygun bir bilim anlayışı, bilimsel paradigma ve yöntem üretebiliriz. Düşünüyorum da bunu ürettiğimiz taktirde başarılı olabiliriz.


Fotoğraf çekimi:
Müberra ÇELİK
Nezaket ARSOY

Haberin hazırlanması:
Fatma Betül DEĞİRMENÇAY
Mümine KİLİT

Haberin bilgisayar tasarımı:
Ziynet CILIZ
Elif Hilal ŞİMŞEK
Sümeyra KELEŞOĞLU
Elif BAŞARAN

Haberin panodaki tasarımı:
Elif Hilal ŞİMŞEK
Hümeyra ATALAY

Katılımcılarla röportaj:
İbrahim Halil ŞAHİN
Şahide SÜLÜN
Müberra ÇELİK
Ziynet CILIZ

Etkinliklerin raporlaştırılması:
Elif Hilal ŞİMŞEK

Grup öğrencilerinin adı-soyadı ve numaraları:

Adı-soyadı
Numarası İmza
Müberra ÇELİK
080624035
Sümeyra KELEŞOĞLU
080624017
Ziynet CILIZ
080624050
Şahide SÜLÜN
080624015
Mümine KİLİT
080624021
Elif BAŞARAN
080624037
Fatma Betül DEĞİRMENÇAY
080624014
Hümeyra ATALAY
080624012
Nezaket ARSOY
080624013
Elif Hilal ŞİMŞEK
080624026
İbrahim Halil ŞAHİN 080624011